Benden

  • Başkaları” kavramı aptalca. Başkalarının onayını almak saçmalık. Onlar tatmin olup mutlu olacak diye onların istediği gibi konuşup, davranarak kendime ihanet etmem.

  • Herkes durum tespiti yapmaktan başka bir şey yapmıyor. İnsanlık bitti, ilişkiler anlık, herkes şöyle herkes böyle…Değişim tarafında kim var? Yalanın karşısında “edebimden” diyerek sustukça, “anlamaz” diye anlatmayı denemedikçe birileri daha cüretkar oldu, olacak.

  • Bir, iki havalı sertifikayla kişisel gelişimci olduğunu sanan bazıları insanlara ve iletişime çok ciddi zararlar verdi. Yanlış şekilde kişilere içlerine dönmeyi, kendilerine soru sormayı öğrettiler. İnsanlar yüzleşmeyi, kabulü değil duygularını bastırmayı, kendilerini suçlamayı, karşı tarafı hiçe saymayı öğrendi.

  • Kime, neye göre yeterli ya da yetersiz? Nerede başlıyor bu yargıların çizgisi? Kimler belirlemiş bu çizgiyi? Mutlak doğru diye bir şey yokken neden teslimiyet bu yargılara? Herkes kendi çapında yeterli. Gelişmek güzeldir ama yetersiz olduğun için değil, keşfetmek için.

  • Senin için hayatından çıkardıkları ile övündüğün insan yarın başka şeyler için de seni hayatından çıkarabilir. Senin için sildiklerine değil, değer verdiklerine nasıl sahip çıktığına bak.

  • İlişkiler…Her hikayenin bir sonu olması gerekir mi? Ya da beklediğimiz o sonlar bize öğretilmiş midir? “Olması gereken…” diye başlayan cümleler öğretilmişlik değil midir? Öğrenilmiş bir sonu beklemek ya da hikayeyi sadece yaşamak; hangisi gerçektir?

  • Hayat bir hediye ve her an elinden gidebilir. İnsan gibi davran insanlara. Yalan konuşmak yerine dürüst ol, nefret etmek yerine affet, sahte olmak yerine samimi ol. Somurtmak yerine gül, sorundan değil çözümden yana ol. Bırakmayı bil. Mükemmel olmaya çalışma.

  • Düşünceler sadece zihinsel yorumlardır. Yorumunu değiştirdiğinde düşüncelerin de değişir. Düşüncelerin değiştiğinde duyguların, duyguların değiştiğinde hislerin, hislerin değiştiğinde bakış açın, bakış açın değiştiğinde yaşamın değişir.

  • “Buna rağmen” yaşamak seni zorlar, yorar, tüketir. “Bununla beraber” yaşamak seni özgürleştirir.

  • İyi, kötü ne olduysa oldu ne yaşandıysa yaşandı. Bırakın yaşandığı zamanda orada kalsın. Sürekli aynı olayı, aynı kişileri, aynı şeyleri konuşmayın. Defter kapatmayı bilin. Bugüne gelin, bugünde yaşayın. Sıkılmıyor musunuz “aynı” şeyleri yapmaktan, konuşmaktan?

  • İlişkinizi bitirip bitirmeme konusunda karar veremiyorsanız şu soruları sorun kendinize; 1) Bir ilişkiden ve ondan bekliyorum? 2) O beklentilerimi karşılıyor mu? Cevabı buldunuz

  • “Ne zaman müsaitsin?”sorusu nezaket gibi görünse de iletişim hatasıdır. Ona göre hareket edeceğini dolayısıyla kontrolü ona verdiğini gösterir. Doğrusu; ” X gün X saatte müsait misin?”dir. İlkinde başkası yani o var ve belirsizlik var, ikincisinde sen ve netlik var.

  • İlişkilerde uzlaşmaya çalışmayın, anlaşmaya çalışın.

  • İnsanlara “başarılıyım”,”cesurum”,”yaparım” vs. dememeleri öğretilmiş dediklerinde ise bastırılmışlar. Bu nedenle kendini farkında olup değerini bilenleri egolu, ukala, burnu havada vs. diye yaftalıyorlar, aşağı çekmeye çalışıyorlar. Kendi acizliklerini görüyorlar çünkü.

  • İnsanları sürekli güçlü olmaya teşvik edip sözde motive ederken duygularını, duygu dünyalarını hiçe sayıyorsunuz. Boş, gerçekçi olmayan samimiyetsiz motivasyonlarınızla onlara daha çok zarar veriyorsunuz. Akıl vermeyi değil, anlamayı deneyin.


  • Sevgili edinince hemen sosyal medyada “böceğim”, “seni çok seviyorum aşkım” mesajlarıyla sürekli fotoğraf paylaşımı. En ufak bir tartışmada da hemen silme, engelleme. Sevgileriniz, aşklarınız anlık. Duygularınızla değil, heveslerinizle yaşıyorsunuz. Duygu tamir eder, heves vazgeçer.

  • Şu gün konuşuruz…Şu gün yaparız…Şu gün ederiz… Bugün yaşamayı, bugünün insanı olmayı asla öğrenemediniz, öğrenemeyeceksiniz. Fark edeceksiniz, ama geç olacak.

  • Doğal, kendin olduğunda, duygularından korkmayıp onları yaşadığında senden rahatsız olurlar, seni yaftalarlar. Çünkü sen, onlara arkasına saklandıkları duvarları, yüzleşemedikleri sahteliklerini hatırlatıyorsun.

  • İnsanlar sürekli hareket halinde sürekli bir yerlere gitme sürekli planlar yapma peşinde. Sürekli bir hız. Sürekli bir şeylerden kaçıyorlar sanki. Yavaşlamaktan, durmaktan korkuyorlar! Çünkü kendileriyle kalmaktan korkuyorlar.

  • Dans etmek zorunda değilsin, melodiyi duy ve ayaklarınla tempo tut.
  • Özgürlük kendine ait olmaktır. Kendine ait olmanın da bedeli ağırdır. Bunu ispatlayacak yaralarım, bedelini ödediğim kayboluşlarım var.
  • Kendi duygularımı hiçe sayıp acılarımı küçümsersem senin duygularını da acını da anlayamam! Kendimden vazgeçersem senden de vazgeçmem kolay olur.
  • Yüreğinizi koruyun, beden hasarlı olsa da olur.
  • Cesur olmalı, risk almalısın. O kahve davetini biri yapmalı.
  • Yargıladığım, eleştirdiğim, “hayır” dediğim zamanlar var tabii ki…Çünkü ben kendi düşüncelerime sahip çıkıyorum. Sizi de bu cesarete davet ediyorum
  • İnsanlar daima konuşmak zorunda hissediyor kendini. Bilmediğin bir konuda “fikrim yok” ya da “bilgim yok” demek boş konuşmanın önüne geçer, bu da seni erdemli yapar!

  • Kötülüğünüze, sahteliğinize, yalanlarınıza, güvensizliğinize, aşılamaya çalıştığınız korkulara, değersizliğinize, saygısızlığınıza, kırıcılığınıza, nefretinize, ötekileştirmenize, sınıflandırmanıza, etiketlemelerinize, gidişlerinize, sevgisizliklerinize, imalarınıza, nefretinize, duygusuzluklarınıza, duvarlarınıza, öfkelerinize, yalnızlaştırmanıza teslim olup karşılık vermem özgürlüğümden ve mutluluğumdan vazgeçip sizinle aynı olmamdır. İstediğiniz budur! Hayır, size kendimden vazgeçerek sizin gibi olmanın tatminini yaşatmayacağım sizden nefret de etmeyeceğim. Hayatımı sadece kendime ait olup, özgür ve mutlu yaşayarak size meydan okuyacağım. Nefretin bedeli kaybedilen zaman, kirlenen kalp ve kirlenen zihinle ödenir. Ve benim kalbim de ruhum da hayatım da böyle bir bedel ödeyecek kadar ucuz ve değersiz değil. 
  • Aslında seviştiğin zaman metalaşmış olmuyorsun, seviştiğin her adamın/kadının seninle evlenmesini beklediğinde metalaşıyorsun. Seviştiğin her adam/kadın sana saygı duymak zorunda ama seninle evlenmek zorunda değil. Ve sen; duygularını, düşüncelerini hatta bedenini istediğin an geri alabilirsin.

  • “Hayat?”dedim…“Zor” dedi, “mücadele” dedi. Halbuki savaşırsan mücadele var demekti. Mücadele varsa da zordu. Olmayanı, olmayacak olanı oldurmaya çalışmak, en iyisi, en güzeli, en mükemmeli olmak, en iyisine sahip olmak, en iyi yerlerde olmak, en başarılısı olmak, en güzel kadını/en zengin adamı bulmak, “en” olmaya çalışıp “en”e sahip olmak, en iyi etiketi taşımak… hepsi mücadeleydi. Tüm şartlanmalarından sıyrılıp yüreğini hayata açtığında “anlamı” bulacak, yüreğinde hissedecekti. Anlamamıştı…birçokları gibi hayatı hiç anlamıştı. Tıpkı sınavda “büyüyünce ne olacaksın?” diye sorulan çocuğun “mutlu olmak istiyorum” diye cevap verdiğinde “soruyu anlamamışsın” diyenlere “hayır, siz hayatı anlamamışsınız” demekle ne demek istediğini hiç anlamayan birçokları gibi…
  • “Aynı” şeyleri düşündükçe, “aynı” şeyleri yaptıkça, “aynı” şeyleri söyledikçe “aynı” şeyleri yaşayacaksın. “Aynı” olanı yaptıkça başkalarının hikayelerini yaşarsın. Sen, kendin hikayeni yazmalısın. Aynı olanın tadına alışılır, bayattır. Farklı olanın ki damakta kalır. Farkı yaratansa farklı olanı yapmaktır.

  • İnsanların hayal dünyaları ne kadar küçük, ne kadar sınırlı. Yıllarca çalışıp iyi bir ev, mobilyalar, araba sahibi olmak…Bir ömüre sığdırdıkları bu hayaller, bu küçük hayaller için verdikleri bir ömür.
  • İnsanlar “seni seviyorum” dediğinde “ben de seni seviyorum” yanıtını alırlarsa karşılarındakinin sevgisine inanıyor, yüzleri gülüyor. Sevgiler, aşklar böyle kalıplaştırılıyor. Halbuki sevginin sayısız dili var, herkesin sevgi dili farklı.
  • İnsan kadar saçma bir varlık yok aslında. Kendi fikirlerine, inançlarına aykırıysan b*k atarlar. İşte bu kahkahalarla gülmeyi hak ediyor, gül 🙂
  • Okur olmak da kapasite ister. Bir yazarın yazdıklarını kendi yaşamışlıkları sanıp yorumlamak düz okurluktur. Bilinçli okur, bir yazarın kendi yaşanmışlıklarının yanında çevresinde gözlemlediklerini de kaleme alabileceğini bilir. Yani yazarlığın temelde gözlem işi olduğunu bilir.
  • Yalanın, iki yüzlülüğün, zeka ve duruşu ortaya koymak yerine bedenini ya da etiketini ortaya koyanların daha kıymetli olduğu, değer, saygı karşısında sevginin değil egoların büyütüldüğü bu zamanda insanın kendisini ve yalnızlığı seçmesi huzurdur, mutluluktur, duruştur.
  • Onaylanma, sevgi, takdir krşısında egolarını büyütenler başkaları tarafından yönetildiklerini farkında değiller. Kendi içinde var edemediğin başkaları tarafından var edilen her duyguyla yönetilirsin. Dışrdan olanla yönetilir, içerden olanla yönetirsin.
  • Her şeyine, her şeye “evet” diyen biri senin gözünde “iyi kadın/erkek” olabilir ama bu aynı zamanda onun kendi bireysel sınırlarını koruyamadığının, kendine ait bir benlik oluşturamadığının, sorumluluk almaktan uzak olduğunun da göstegesidir.“Hayır” demeyi bilmeyenler kendi benliklerini var edemeyenlerdir. Kendi benliğini var edememiş insan sorumluluk almak istemez, alamaz da…Bu yüzden her şeye “evet” diyerek sorumluluğu karşısındakine atar. Yarın işler ters gittiğinde de cevabı hazırdır; “Benim hiçbir suçum yok. Sen istedin, se planladın, sen düşündün, sen yaptın ben her şeyine evet dedim!”
  • O tahteravalliden inmesin diye “fark etmez” deme çünkü çok şey fark eder.  Bugün benlik sahibi olmak yerine uyum sağlamak, ilişkiyi sürdürmek adına “fark etmez” deyip sustukların yarın senin iç dünyanda ve hayatında çokşey fark ettirir.Tahterevalli gibidir ilişkiler. Payına düşenden fazla özveri gösterenler ve payına düşen özveriyi göstermeyenler…Taraflardan biri payına düşenden fazla özveri göstermeye başladıkça diğer taraf kendini olduğundan daha büyük görmeye başlar. Bu da bir süre sonra iyi kız / iyi adam olduğun için alkışlanmayla değil anlayışsızlıkla, değersizleştirilmekle, sorumsuzlukla karşılaşmana sebep olur. Payına düşenden fazlasını yaparak, başkalarının sorumluluğunu da üstlenerek kendini benliksizleştirmiş, ilk ihaneti kendine sen etmiş, hayal kırıklığını sana o değil kendine sen yaşatmışsındır. Bu yüzden hiçbir zaman o, o tahterevalliden inmesin diye “fark etmez” deme çünkü çok şey fark eder. Bugün benlik sahibi olmak yerine uyum sağlamak, ilişkiyi sürdürmek adına “fark etmez” deyip sustukların yarın senin iç dünyanda ve hayatında çok şey fark ettirir.
  • Duygularından kaçmayı değil, onlarla başa çıkmayı öğren. Değişim böyle başlar. Asıl güç de budur. Duygularla başa çıkmanın en basit yolu onları birileriyle ya da kendinizle korkmadan, utanmadan, çekinmeden, dürüstçe paylaşmaktır. Düşüncelerinizi değil, duygularınızı anlatın. İnsanlara düşüncelerini değil ne hissettiklerini sorun. 
  • İnsanların bazısı parayı bazısı zamanı tercih eder. Neye daha çok önem, değer verdiğinle alakalı. Kimi “az para kazanayım ama zaman bana kalsın, ruhum çürümesin” der, kimi 7/24 çalışır, koşturur “ruhum yok olsun ama çok param olsun” der.
  • Sen kendini biliyorsan kendini anlatmak için çığlıklar atmazsın. Eminlik gerçeklikten gelir, gerçek olanın da çığlığa ihtiyacı yoktur. O zaten oradadır. Görememek göremeyenlerin sorunudur.
  • “Bir şey” olduğunu düşünüp kendini kategorize ettiğin için verdiğin tepkiler. İnsan aslında “hiç”tir. Hiçliğini kabul eden kendisini categorize etmez. Kendini kalıplaştırmayan esnektir hayatı da esnek yaşar. Kelimeler ve davranışlar karşısında çabuk kırılmaz.
  • Bir şeyi sürekli gündemde tutmak ya da konuşmak karşındakine bir hatırlatma bir bildirim değildir. Böyle bir tutum karşındakini sana ve olaya duyarsızlatırır.
  • “Boş ver, değiştiremezsin.”,”Değişmez” zihniyetleriniz yüzünden hiçbir şey değişmedi.
  • Balık tutmayı bilen birine balık getirmek fark yaratmaz. “Bir canlı için ödül olan diğeri için olmayabilir. Kendi tüylerini gagalarıyla kendileri düzelten avcı kuşlar, eğitmen tarafından kaşınmayı pek öyle ödül gibi görmezler” der Amy Sutherland. Bu insanlar için de geçerlidir. Kendisini, kendi var etmiş birine varlığını lütuf olarak sunman bir şey ifade etmeyebilir. Bir ilişkiye “ben”i kaybederek kendini unuturcasına teslim olmamayı öğrenmiş birine varlığın lütuf değildir. Faturalarını kendi yatırmayı öğrenmiş birinin faturasını yatırman seni özel kılmayabilir bu onun için bir ödül değildir. İnsanın yapabildiklerini, zaten sahip olduğu bir şeyi sunmak ödül değildir. Balık tutmayı bilen birine balık getirmek balık vermek fark yaratmaz, seni farklı yapmaz.
  • Ne olur mesela? Bırak her şeyin bir anlamı olmasın. Bırak bazı şeyler sebepsiz olsun. Sabitlik değil, esneklik hakim olsun olacak olanda. “İstedim, yaptım” demek neden bu kadar korkutuyor ki seni? Ya da “şu an böyle hissediyorum ve bunu yapmak istiyorum” demek. “Ne düşünür(ler) hakkımda?”deyip eylemsizliği seçmek, onun mesaj atmasını, aramasını beklemek, hayalinin peşinden gitmemek…Ne olur gitsen mesela? Ya da hakkında ne düşündüğü – düşüneceği neden bu kadar önemli mesela? Neden hep birilerine bedel ödetmek derdindesin? Bu sana ne katıyor mesela? Kırmış, incitmiş, yalan söylemiş, haksızlık etmiş, aldatmış, bitirmiş, gitmiş, aramamış, engellemiş, cevap yazmamış… Neden bunlar bu kadar umrunda? Neden hep bakımlı olmak zorunda hissediyorsun kendini mesela? Saçını taramadan, makyajsız çıksan sokağa ne olabilir ki en fazla? Markasız giyinsen ne olur mesela? Kartvizitin olmasa…Adam mı saymazlar seni sanıyorsun yoksa. Varsın saymasınlar sen ne kaybedersin ki bundan sonuçta? Daha büyük bir evde oturmadığında, daha lüks bir arabaya binmediğin de ne olur mesela? Daha az çalışıp daha az kazansan, daha çok zamanın olsa mesela…nefes mi alamazsın? Neden hep güven ve garanti peşindesin mesela? Biraz risk alıp hayatın, o adamın, o kadının derinliklerini keşfetsen ne olur mesela? Kariyer için değil de mutluluğun için yaşasan mesela… spor salonlarına, güzellik merkezlerine değil de doğaya kaçsan mesela…ne kaybedebilirsin ki ezberlerinden vazgeçip hislerinle gerçekten yaşasan mesela…
  • Bir insana sana nasıl davranması gerektiğini sen öğretirsin.Bir insanın psikiyatrik ya da tıbbi bir zihinsel sorunu yoksa sana ve çevrene sergilediği tüm davranışlar öğretilmişliklerinden ya da bilmediğindendir. O halde bir insana sana nasıl davranması gerektiğini sen öğretirsin. “Hayır” ların yoksa karşı taraf bunu iletişim yönünden baktığımızda “şikayeti yok, devam edeyim” şeklinde algılar, mesajı böyle alır ve davranışlarının sorumluluğunu almaz, sorgulamaz. Sorgulamadğı için gelişemez, öğrenemez. Devam eder. Döngü! Kırılmasın diye sustukların ya da susmayı erdem sanarak sustukların veya susarak anlatmaya çalıştıkların karşı tarafa ders değil daha cüretkar olma iznini verir. Sen de döngünün devamına kendi elinle katkı sağlamış olursun. O zaman şikayet etmeye ya da onu suçlamaya, değişimi ondan beklemeye hakkın var mı? İletişim  mesaj alış verişidir özünde. Karşı tarafa ne mesaj verdiğine dikkat et. Çünkü o mesajlar sana geri bildirim olarak dönecek.
  • Kinayeli laflar,emrivaki sözler,yalvarmak, soğuk davranmak, surat yapmak, konuşmamak karşındakine “benim istediğim gibi yap/ol” alt mettniyle “değiş” mesajını dolaylı yoldan vermektir. Yani karşındakini değiştirme çabasıdır. Bu eskimiş, öğrenilmiş işlevsiz davranışlar iletişim değildir, sonuçsuz kalır. Açık, dolaysız iletişim anlaşılma ve istediğini alma şansını çok arttırır. Bir insanı bu davranışlarla yola getirmeye çalışmak, ona bu şekilde “evet” dedirtmek bencilce geçici bir tatminden başka bir şey değildir. Bir ilişkiye “değiştirebilirim” düşüncesiyle değil, “bu kişiyi her haliyle kabul edebilir miyim?” sorusuyla başla.
  • Yalan söylüyorlar “karaktersiz” deyip geçiyoruz. Yapmayacaklarını yapacakmış, olmayan şeyi varmış gibi gösteriyorlar “yalancı” deyip geçiyoruz. Bu kadar basit ve hafif değil. Bazı insanlar hasta. Bu hst insanları bu kadar normalleştirdiğimiz için biz de hastayız. Sutukların onu daha cüretkar yapar. Sınırlarını çizmezsen hak etmeyenlere de hayatına giriş vizesini kendi elinle vermis olurrsun. O zaman onlar kadar sen de hatalısın.
  • İnsanların iyi niyetli, dost olup olmadığını anlamak için kötü gününü beklemene gerek yok. Bunu anlamanın çok basit ve hızlı bir yolu var; başarılarını, mutluluklarını paylaş ve tavırların bak. Anlayacaksın.
  • Sen hissettmiyorsun/duygusuzsun diye ben de öyle olmak zorunda değilim. Farkımız bu. Duygularını yitirmiş insan ölmüştür. Sen bir ölüsün, ben yaşıyorum.
  • Özgürleşmek arınmyla, arınma kendini ifade etmekle başlar.İnsanların “zamana bırak”, “sus”, “zaman en iyi ilaçtır” vb. şeklinde ki söylemlerine asla aldırış etmeyin. Bu tür telkinler enerji blokajlamanın en tehlikeli yoludur. Sizi mutsuz eden bir durum karşısında susmak, zamana bırakmak vb. baskılayıcı eylemlerde bulunmak iltihabı içerde hapsetmeye benzer. Hapsolmuş, akıtılmayan iltihap sizi hem ruhsal hem zihinsel hem de bedensel hasta eder. Bu yüzden mutsuzlukların, öfkelerin ve benzer olumsuz tüm duygularınızı bastırarak negatif enerjiyi içinizde zihninizde bloklamayın, depolamayın. Akıtın. Bırakın öfke duygunuz, mutsuzluktan gözyaşlarınız aksın. Söylemek istedikleriniz varsa yakıp, yıkarak değil ama duygularınızı da bastırmadan zamanında ifade edin. İfade edilmemiş her duygu, düşünce birikerek çığ halini alacak. Çözümlenememiş, konuşulmamış her sıkıntı veren durum ya ilişkileri koparacak ya da sağlığı alt üst edecek. Negatif enerji iltihabı bedende, zihinde depolanacak uzun süreli mutsuzluklar, depresyon ve hastalık olarak size geri dönecek. İltihaptan arınamamış bir zihin taze ve yeni düşünceleri kabul edemez, siz de zihnizinde, içinizde tuttuğunuz iltihaplaşmış düşüncelerle aynı durumları ve kişileri hayatınıza çeker, aynı şeyleri tekrar tekrar yaşamaya devam edersiniz. Özgürleşmek arınmayla, arınmak kendini ifade etmekle başlar. Yapabileceğiniz bir şey varsa hemen yapın, yoksa düşünceyi acaba ve keşkelerle besleyerek zihninizde ve ruhunuzda tutarak iltihaplaşmasına izin vermeyin.
  • Değerden, sevgiden ve sağlıklı bir iletişimden söz edemezsiniz.Karşınızdaki insanın ihtiyaçlarını (duygusal ve bedenen) yok sayıp sadece kendi ihtiyaçlarınızı düşünüyorsanız orada değerden, sevgiden ve sağlıklı bir iletişimden söz edemezsiniz. İlişkinizde gereğinden fazla bireysel yaşıyor “biz”i yok sayıyorsanız orada değerden, sevgiden ve sağlıklı bir iletişimden söz edemezsiniz. Bir sorunu tartışmak yerine kavgayla çözmeye çalışıyor, ayrılmakla, boşanmakla tehdit ediyorsanız orada değerden, sevgiden ve sağlıklı bir iletişimden söz edemezsiniz. Sözlerinizi eyleme dökmüyorsanız orada değerden, sevgiden ve sağlıklı bir iletişimden söz edemezsiniz. İlişkinizde zaman zaman duygularınızı geliştirecek jestler yapmıyorsanız orada değerden, sevgiden ve sağlıklı bir iletişimden söz edemezsiniz. İlişkinizde kendinizi karşı tarafa adamışsanız orada değerden, sevgiden ve sağlıklı bir iletişimden söz edemezsiniz.
  • Düzgün bir iletişimin ve saglam bağlar kurmanın 3 temel taşı; 1) Aktif dinleme : cevap vermek için değil, doğru duymak için. 2) Soru sormak; “Karşımdaki haklı olabilir mi?”, “Benim göremediğim bir şeyi görüyor olabilir mi?” 3) Anlamak: empati yaparak karşındakinin hissettiklerini hissetmeye çalışmak.
  • Herkes kendisi gibi olma ve istediği gibi yaşama cesaretine sahip değildir. Her şey illa öğretildiği sırada olmak zorunda değil aslında. Ana okuluyla başla, üniversiteye girmek için çabala, imkan varsa özel derslerle vs. destekle. sonra cv hazırla, iş bul. Kredi çek eve gir, araba al. Evlenecek kadın/adam bul. Evi döşe. Düğün yap. Birazcık tadını çıkar. Çocuk yap. Yazlığa git gel. Çocuğun geleceğini garantile, daha çok çalış yatırım yap. Çocuğu okut, üniversiteye sok. Evlendir, torunları sev ve kapanış. %90’nın hayatı böyle ve bu ne kadar “hayat”tır tartışılır. Mesela evlilik şart mıdır? İnsan imza atmadan da bir hayatı paylaşamaz, mutlu olamaz mı? Peki çocuk? Şart mıdır? Eğitim sadece üniversitelerde mi alınır? Hayatın içinden gelenler diplomaları yok diye gerçekten cahil midir? Farkındamısın nasıl bir sistem dayatması içinde olduğunu, bireyselliğinin nasıl elinden alındığını. Bireyselliği kaybetmeden biz olmak da mümkün hayat yaşamak da…Ama cesaret işidir bu. Herkes kendisi olma ve istediği gibi yaşama cesaretine sahip değildir. Böyle bir benlik ve yaşamı yaratmak yürek ve duruş gerektirir.
  • Hatalarından sebep suçlu değilsin. Kendini suçlama sadece “tecrübe” ettin.

1) Kendini, duygularını dinlemeyi öğren.
2) Duyguların hakkında açık ol. Korkma. 
3) Seni mutlu eden şey(ler)i bul.
4) Her yaşadığına her söylenene anlam yükleme ama hayatına bir anlam yükle.
5) Arada bir her şeye mola ver.
6) Güvenebileceğin, kendini açabileceğin en az bir arkadaş edin.
7) Hayat zorlaştığında şunu hatırla; herkes aynı şeyi yaşıyor. Herkes acı çekiyor, üzülüyor, kaybediyor. Her ne yaşıyorsan, yaşayacaksan geçeceğini bil.
8) Kendini hiçbir konuda kimseyle kıyaslama.
9) Mükemmel olmak zorunda değilsin.
10) Dokunmak iyileştirir. Dokun, sıkıca sarıl.
11) Zaman kavramına hapsolma.
12) Olan oldu, yaşanan yaşandı, biten bitti; unut!
13) El – alem… yok öyle bir şey!
14) Sonuç almak zorunda değilsin. Süreçte olacakların tadını çıkar.
15) Hatalarından sebep suçlu değilsin. Kendini suçlama, sadece tecrübe ettin.

  • Şimdi kendine güzel bir hediye ver, aklını başına topla. Sana “yapamazsın”, “vazgeç”, “olanların sebebi sensin”, “sus” dediler. Yeni yılda da diyecekler. Hayallerini dinlemediler ya da küçümsediler hatta bıyık altından gülüp dalga bile geçtiler. Yine yapacaklar. Onlar kendi korkularından, cesaretsizliklerinden, kaybedişlerinden, kendilerine olmayan güvenden dolayı kendi hikayelerini yazamadıkları için “senin hayal kırıklığı yaşamanı istemiyorum” diyerek sana iyi niyet kılıfıyla senin de kendi hikayeni yazmanı istemediler. Yine istemeyecekler. Keşkelerin, isyanların, mutsuzlukların çoksa kendini bir adım bile ilerlememiş yerinde saymış, hayatında hiçbir şey değişmemiş, daha kötü olmuş gibi hissediyorsan onların akıllarını, eleştirilerini, düşüncelerini kabul ettin demektir. Bunu yapma. Şimdi kendine güzel bir hediye ver; aklını başına topla ve tüm o başkalarının aklıyla kesin doğru kabul ettiklerini kaldırıp çöpe at. Zihnini, iç dünyanı bir düzene sok ve yepyeni bir dünya kur. O dünyaya kimleri alman ya da almama konusunda seçme hakkın var. Çünkü o senin dünyan. Kendi yaşamını önceliğin haline getir.  Düşüncelerini ve duygularını kontrol etmeyi başardığında kendi hayatının dizginlerini eline aldın demektir. Seni aşağılayan, manipüle eden, küçük düşüren, değersizleştiren, inciten herkesi ve her şeyi bırak şimdi. Tüm bunların olmasına izin veren seni de affet. Olan oldu, giden gitti, biten bitti, “geçmiş” adı üstünde geçmiş o artık bir toz, üfle havaya karışsın ve gitsin. Yaşanacak yepyeni güzel günler var önünde.

  • Güçlü insanlar fener gibidir sana zayıf yönlerini gösterir. Onlarla yürüyebilirsen zayıf yönlerinden kurtulabilir birlikte büyüyebilirsiniz. Çok şanslıdır aslında güçlü insanlara denk gelenler.
  • Birçok insan istediği ilişkiyi yaşamıyor, sadece ilişki yaşamak istiyor.Birini olduğu gibi kabul ediyorsan değiştirmeye çalışmazsın edemiyorsan değiştirmeye çalışırsın. Değiştirmeye çalışmak onu senin istediğin şekle girdiği, senin istediğin şekilde davrandığı takdirde sevmektir. Baştan seninle aynı pencereden bakan, beklentilerini karşılayacak, alma – verme dengesini kurabileceğini gördüğün birini seç. Bu da hayatına aldığın insandan bir ilişkiden ne beklediğini ne istediğini bilmekle olur. Birçok insan istediği ilişkiyi yaşamak istemiyor, sadece “ilişki” yaşamak istiyor. Beklentileri belirlemeden, karşıdakinin bu beklentileri karşılama potansiyelinin olup olmadığına bakmadan girilen her ilişki kısa süre sonra “değiştirebilirim” stratejileri üzerine kurulan bir savaşa, çekişmeye dönüşüyor.
  • İnsan denilen varlık gördüğü değer,aldığı teşekkür karşısında egosunu büyütüyor sevgisini değil.
  • Yalnız ve tatsız zamanlarında sorunsuz iletişim kurup kendi mutlu zamanlarında sana duyarsızlaşan çoğu zaman seninle ruhundaki ve zihnindeki boşluğu seninle dolduruyor.
  • Değişmek istiyorsan… Harika, muhteşem, tutku, aşk, bolluk, mutluluk, huzur, sağlık, samimiyet, özgürlük, lezzet, tatmin, doyum, affetmek, güneş, neşe, kahkaha, zevk, coşku, özgüven, beyaz, tam, mis, net vb. aklından geçirdiğin ve ifade ettiğin her kelime düşüncelerinin yaydığı dalga kalitesini etkiler. Bu yaydığın enerji benzer enerjiye sahip olay ve kişileri sana çeker. Dominant düşüncelerin en yüksek vibrasyonu yayanlardır. Dolayısıyla dominant düşüncelerin gerçeğe dönüşür. Yaşadığın olaylarla, o olaylar olduğunda ya da olmadan önceki duygularını karşılaştır. %100 olaylarla birebir olduklarını göreceksin. Mesela “bütün aksilikler de beni buldu” dediğin de duygu durumun olaylar öncesi büyük ihtimalle öfke ya da endişe. “Vay, şansım iyi gitti” dediğinde de büyük ihtimalle yüksek enerjili bir duygudaydın. Senden yayılan sana geri döndü. Değişimi başlatmak istiyorsan “nasılsın?” diye sorduklarında “eh, idare” demek yerine “çok iyiyim”, “harikayım” vb. diyerek başla.
  • En büyük hatamız her şeyi mahveden insanların duygularını hiçe saymak. Kendi duygularını yok sayıp kendin duyarsızlaştıranlar seni anlayamazlar.
  • Ne kadar çok seviyorsunuz yaşamak yerine beklmeyi, ertelemeyi, zamanı boşa harcamayı. Bakıyorum da hep yapacaklarınız ileride. Diliniz de cümleleriniz de yarınlara kurulu. “X günü bekle”, “haftaya görüşelim”, “Temmuz’da yaparız”,”Seneye gideriz”  Yarına garanti sözleşmen nereden? Sen, hayatın, düşüncelerin, planlar, keyif aldıkların her an her şey saniyeler içinde değişebilir. Gerçek olan tek şey ŞİMDİ. Ve her şey ŞİMDİDE gerçek, güzel, ŞİMDİDE anlamlı, ŞİMDİDE tutkulu, heyecanlı, lezzetli, tatlı. Şimdi konuş, şimdi yap, şimdi git, şimdi sor, şimdi bırak, şimdi ara, şimdi vazgeç, şimdi sev, şimdi al, şimdi at, şimdi cevapla, şimdi…ŞİMDİDE yaşamaktan korkma ŞİMDİ yaşamaya başla.
  • Sorgulayarak, dogmalardan, dayatmalardan, öğretilmişliklerden, birilerine bağımlı olmaktan sıyrılarak seçim(lerini) yaptıkça özgürleşirsin, özgürleştikçe cesaretlenirsin. Cesaretlendikçe ilerlersin. Potansiyel cesaretinde gizlidir, cesaretinle ortaya çıkar. İçsel olarak büyümenin, özgürleşmenin tek yolu cesarettir. Aradığın en iyi yanıtları cesaretin ölçüsünde bulursun.
  • Çoğunluğa uymak, çoğunluğun yaptığını yapmak sana rahat ve kolay geliyor ama ışığın da farkın da aynı olan çoğunluğun içinde fark edilmez. Aynı olanların içinde aynılaşmak seni de “aynı” yapar. Fark edilmek, fark etmesi için farklı olanı yapmalısın. 
  • lişkilerinde kendi inandıklarını, kendi doğrularını savunman seni neden bu kadar korkutuyor? Cesaret edemiyorsun çünkü yalnız kalmaktan, tercih edilen adam / kadın olamamaktan, reddedilmekten, onaylanmamaktan, alay edilmekten korkuyorsun. Sen istediğin için değil, öyle davrandığında kabul gördüğün, onaylandığın için susuyorsun. Cesaret etmek risk almaktır. Risk almak istemiyorsun çünkü kaybetmekten korkuyorsun. Kaybetmekten korkuyorsun çünkü kaybetmekten korktuklarına bağımlısın. Bağımlısın çünkü kendini kendin değil, onunla / onlarla var edebiliyorsun. Farkında değil misin, konuşmadığın her şey seni ışığa değil karanlığa götürüyor. Sustukça hissizleşiyorsun. Hissizleştikçe kendini yok ediyorsun.
  • Kendini beğenmişliğin altında kendini değersiz hissetme vardır. Kendini beğenmiş tavırlar başkalarının onayını almak için yapılan temelsiz güç gösterileridir.
  • Sen kendini ne kadar seversen karşındakide seni o kadar sever. Ne kadar birey olursan karşındaki de o kadar saygı duyar.
  • Güçlü insanların sevmeye – sevilmeye ihtiyacı olmadığını mı sanıyorsun? Bir insan güçlü olduğu kadar hassas da olabilir.
  • Öleceksin. Ne zaman öleceğini biliyor musun peki? Bilmiyorsun! O zaman neden kendini, hayatını belli standartlara, kalıplara, formüllere hapsediyorsun ki? Hangi çağda yaşadığının, çevrende nasıl insanların olduğunun hiçbir önemi yok. Bu bireysel bir var oluş. Standartlara, kalıplara, formüllere hapsedilmiş bir hayat çarkın içinde dönüp durmaktan farksızdır. Bu sana standart bir hayat sağlar, seni de robotlaştırır. Standart bir hayat ve robotlaşmış insan çok sıkıcıdır. 
  • Sen ne düşünürsün bilmem ama bir insana hayat dersi vermek, akıl vermek bana biraz tuhaf geliyor. Seninle benim gördüğüm mavinin birebir aynı olduğunu asla iddia edemez, asla söyleyemezsin. İşte hayat yolculuğu da buna benzer. Herkes hayat yolunda farklı şeyler yaşar, yaşadığından farklı anlamlar, deneyimler çıkarır aynı sandığın şey asla aynı değildir. Kimseye akıl verme bırak canı da yansa yansın, kaybetse de kaybetsin, başarısız da olsa olsun ama kendi aklıyla kendi keşfedip kendini yaratsın. Senin akılların farklı bedende senin kopyanı yaratır. Hem doğru – yanlış kavramları göreceliyken senin verdiğin aklın doğruluğunu nereden bileceğiz? Bırak herkes kendi aklıyla kendi yolunu kendi doğrusunu kendini yanlışını ve kendisini bulsun. Hayat dersi dediğin şey senin aldığın dersler, hayat dersi verme ukalalılığı bırak, herkes kendi aldığı derslerle büyür. Tecrübelerini hocalık yapmak için değil ışık yakmak için sun fazlası diğerinin gelişimini baltalamaktır.
  • Sadeleşip hayatın tadına varmak… Boş konuşmalara gelemiyorsun. Aptallıklara olan tahammülün düşüyor. Bazı konulara da çok fazla romantik bakamıyorsun gerçekçilik daha ağır basıyor. Hayatında biri olmuş olmamış çokta önemsemiyorsun çünkü hayatıma alacağım kişi beni yoracaksa olmasın daha iyi diyorsun. İki gönül bir olunca samanlık seyran falan olmuyor bunu da fark ediyorsun. Hayır, mücadeleden kaçmıyorsun aksine mücadele etmeyenden kaçıyorsun ama tek taraflı mücadele ettiğini anlayınca vazgeçmekte de pek zorlanmıyorsun. Bir süre sonra biraz ağırdan alıyorsun hayatı. Mesela doğumgününü kutlamak için parti planları yapmıyorsun. Bir iki samimi dostla sakin bir yerde yediğin bir akşam yemeği ve ona eşlik eden bir iki kadeh şarap seni daha mutlu ediyor. Tatil planlarını yaparken seçici oluyorsun nerede sabah orada akşam kafasından çok denizin kokusunda kaybolabileceğin, doğanın kucağında yenilenebileceğin yerler arıyorsun. Öyle deli gibi alışveriş yapma isteği de kalmıyor, ihtiyacın neyse gidip alıyor bir de kısa alışveriş sonrası kendine kahve ısmarladın mı mutlu oluyorsun. Dışarıda buluşmaları da aza indirgiyorsun evde arkadaşınla, sevgilinle, eşinle yaptığın yemekler, kurduğun sofranın başında attığın kahkahalar dünyanın en keyifli şeyi oluyor. Kelime oyunlarına da hiç ihtiyaç duymuyorsun. Arzularından, cinselliğinden de çekinmiyorsun. Evetse evet, hayırsa hayırların oluyor. Sen bu duruma ne dersin bilmiyorum ama ben sadeleşip hayatın tadına varmak diyorum.
  • Çevremde bana dert yanan insanlara hep şunu söylerim; hiçbir defter tamamlanmadan kapanmaz, sen ne kadar “kapattım, unuttum, umrumda değil” desen de, sen ne kadar “mümkün değil arkasına bakmıyor, canımı yaktı umursamadı, bıraktı, çekti, gitti, zerre umrunda değil, dönmez, umursamaz” desen de inan o defterin en ufak bir içsel açık hesabı varsa asla o hesap görülmeden o defter kapanmıyor ama beş gün sonra ama beş yıl sonra o hesap görülüyor. Hiçbir şeyden emin değilsem bundan %100 eminim. Hele ki döktüğün gözyaşıysa mutlaka o gözyaşını döktürenle(lerle) yolun bir gün bir yerde beklemediğin şekilde alakasız bir yerde alakasız şekilde mutlaka kesişiyor. Allah canını yakanını, sana haksızlık edeni bir gün mutlaka seninle karşı karşıya getiriyor. Hep derim; kırarken, incitirken, acıtırken evet zafer, zevk vs. adına ne diyorsanız o kazanım neyse o an onun oluyor ama belki günler belki yıllar sonra can yakanın düştüğü durum çok daha üzücü oluyor. Ağlayın, zırlayın, kendinizi odaya, arabaya kapatıp bağırın çağırın, çığlıklar atın ama hemen intikam peşine düşmeyin, çirkefleşmeyin, saldırmayın… Yukarıdakine havale edin ve bekleyin. Ben hiç beddua etmem mesela; bana ne yaşattıysan bin katını yaşa derim, güzel şeyler yaşattıysan da bin katını yaşa kötü şeyler yaşattıysan da… Yerini mutlaka bulur bu temenni   Yüreğinizin temizliğinden eminseniz, elinizden geleni yaptığınıza inanıyorsanız zafer er geç sizin olacak! Siz siz olun kimseyi incitmeyin, kimsenin kalbini kırmayın, kimseyi değersizleştirmeyin, ağlatmayın, kimseye bencillik, nankörlük etmeyin. Not: Benim hiçbir hikayem yarım kalmadı.
  • Ona ne kadar bağımlıysan ilişki bittiğinde, o gittiğinde ona o kadar çok öfke duyar, kendini o kadar mağdur konumuna sokar, kendine o kadar çok acırsın. Bağlılıkla bağımlılığı karıştırma. Kendini bir başkasıyla var eden bağımlıdır. Sağlıklı ilişkilerde çiftler bağımlı değil bağlıdır.
  • İlişkilerinde o da sen de bireysel alanlarına sahip çıkmalı. Kendi payına düşen sorumlulukları üstlenmeli ve her iki taraf da kendini kendisi varedebilmeli. Birinde bunlar eksikse bağlılık değil bağımlılık olur. Kendini var edememiş insan bağlı değil bağımlı olur ve bu iki taraf içinde  tehlikelidir. Çünkü kendini varedememiş bağımlı kişi kişilğini karşı tarafa teslşm etmiştir. Karşı tarafında bağımlı olanı kukla konumuna sokması olasıdır. 
  • “Kendimi tanıyorum” deme. Seni sen yapan duyguların, olaylar karşısında verdiğin tepkiler, aldığın kararlar. Yaşadığın sürece sayısız ve bilinmeyen bir çok olay yaşayacaksın. Bilmediğin, deneyimlemediğin şeye ne tepki vereceğini, henüz yaşamadığın bir şey karşısında nasıl hissedeceğini nasıl bilebilirsin ki? Kendini ancak bugüne kadar yaşadıklarınla, bugüne kadar yaşadıkların kadarıyla tanıyorsun. Peki ya henüz yaşamadıkların karşısında nasıl bir sen olacak? Henüz kendini tam anlamıyla tanımıyorsun belki de hiçbir zaman tanımayacaksın!
  • Bazen insanların anlayabilmesi için gerekiyorsa kırman gerekir, onun gelişebilmesi için. Kırmak acıtıcı bir kelime gibi geliyor değil mi sana? Aslında “kırmak” diye adlandırdığın senin yüklediğin, sana öğretilmiş duygusallıktan başka bir şey değil. Bazen kırmak, üzmek değildir o kişinin öğrenmesi dolayısıyla gelişmesi, farkındalığının artması, kendini keşfedip kendi var oluşunu yaratabilmesi için geçmesi – yürümesi gereken yoldur. Yani bazen bazı kırmalar kişiye büyük iyilik susmak ise yapılan büyük kötülüktür. Bir düşün kaç defa kırmamak için sustun, kaç defa susarak o adamın/o kadının sorumluluğunu onun üzerinden alarak kendini düşünceli adam/kadın ilan edip o adamın/o kadının farkındalığını, gelişimini, kendini yaratabilmesini baltalayarak onu düşüncesiz ilan ettin?
  • “Çok değer verdim, ne istese yaptım, çok sevdim ama yine de bitti”, “Emeklerimin karşılığı bu muydu?”, “Çok nankörmüş” bla bla bla…Hiç düşündün mü belki de sorun çok sevmendi belki de sorun ne istese yapmandı. Biliyor musun aşırı sevgi de ayrılık sebebi olabilir. “Nasıl yani sevginin, sevilmenin neresi kötü?” deme. Elbette sevgi kötü bir şey değil ama aşırı sevgi aşırı ilgi boğabilir insanı, monotonlaştırabilir ilişkiyi. Aşırı olan her şey samimiyetini, değerini kaybeder. Aşırı olan aslında ezberden gelir. Bu yüzden bir çok kişi ezberleriyle sever bir çok ilişki ezberlerle ezbere yaşanır. Tartışmanın olmadığı sürekli bir tarafın bir tarafı onayladığı bir ilişki tek taraflı bir ilişkidir, çok yorar insanı, tüketir ilişkiyi. O mutlu olsun, huzursuzluk çıkmasın diye söylediğin her “evet” sadece onun fikirlerine, isteklerine verdiğin her onay belki de zaman içinde ilişkinin altına yerleştirdiğin dinamit. Bunun adına fedakarlık falan deme. Bu aslında iletişimsizlik huzursuzluk olmasın diye huzur ortamı yaratmak değil. Her şeye “evet” demek, yerli yersiz abartı sevgi gösterileri yapıp sevgi sözcükleri kullanmak seni ideal adam – hayallerdeki adam – çekici adam – tercih edilmesi gereken adam / ideal kadın – hayallerdeki kadın – çekici kadın – terih edilmesi gereken kadın yapmaz. İlişki dediğin sadece bedenen değil düşünce olarak da iki kişi yaşanır. Sordun mu hiç kendine onu ezberlerinle ezbere sevmiş – seviyor olabilir misin?
  • Aşkı, sevgiyi ne olması ya da ne olmaması şeklinde tanımlarsan onu formüle etmiş olursun. Formüle edilmiş aşk, formüle edilmiş sevgi formüle edilmiş sevmeleri, formüle edilmiş beklentileri doğurur. Sevgi tanımlanmaz hissedilir. Tanımlanmış sevgi hisleri bitirir.
  • İlişkilerinde ne kadar acı çekersen sevginin, aşkının o kadar büyük olduğunu, o kadar çok sevdiğini sanıyorsun. Bazıları aşkının, sevgisinin büyüklüğünü çektiği acının, yaptığı fedakarlıkların büyüklüğü ve iyi seks ile ölçüyor. “Aşk’ta acı vardır, aşk acı çekmektir” diyenler acıdan beslenenler. Ayrılık sonrası senin haberin olmadan ilişki boyunca çetelesini tuttuğu fedakarlıkları ortaya döküp karşı tarafı suçlu hissetirerek kendilerini mağdur ilan edenler ilişkilerini alış – veriş mantığıyla yaşayanlar. Canın yanıyorsa, sadece senden bir şeyler gidiyorsa, sadece sen mücadele ediyorsan ve o adamı / o kadını değiştirme düşüncesine girip onu değiştirmek için çabalıyor, stratejiler geliştiriyorsan sen de o adamın / o kadının / o ilişkinin kusurlu olduğunu farkındasın demektir. Kimse yolunda giden bir şeyi, doğru davrandığına inandığı kişiyi, tatmin edici doyumlu bir ilişkiyi kısaca güzel olanı, mutlu olduğu bir şeyi değiştirme düşüncesine girmez.
  • Ne kadar çok yardım sever insan var değil mi? Dikkat et, bazıları seni kontrol edebilmek için sana yardım eder. Sana sıcak gelen ya da olumlu anlam yüklenmiş her kelimeye kanma. Güzel olan, kulağa hoş, yüreğe iyi  gelen kelimeler bazen tehlikeli olabilir. Bazı dinamiklerle manüpile ediliyor olabilirsin. Duygusal manipülasyon tehlikelidir seni en hassas yerinden yakalayıp seni boyun eğdirebilir. Yapman gereken sorgulamak! İnsan denilen varlık egosu olan bir varlık ve henüz kimse sıfır ego boyutuna varamadı, varamayacak da… çünkü insanız çünkü bir çok isteklerimiz var. Dolayısıyla mesele egosuz olmak değil egona olabildiğince hükmedebilmen. Edemeyenler egolarının tatmini için seni kullanırlar. Kontrol etmek, yönetmek, boyun eğdirmek, kabul ettirmek çabasına girerler ve bunun için ilk etapta manipülasyonu kullanırlar. Her şeyi düşünmeden kabule geçme. Hislerin mutlaka uyarı işareti verecektir, seni uyaracaktır. Şayet bir şeyler içinde en ufak bir huzursuzluk kıpırtısı ya da soru yaratıyorsa zihninde sorgula kendini inandırmak için kılıflar uydurup üstünü kapatma.
  • Kimseye bağlanmayacaksın kimse için “yapmaz, gitmez, etmez vs.” demeyeceksin. Kimseyi çok fazla içselleştirmeyeceksin. İnsanın söz konusu olduğu yerde her şey olur. Sabahlara kadar uykusuz kalıp omuz verdiğin, omzunda ağlayan insanlar bile arkalarına bakmadan giderler. Bunu öğrendiğin zaman hayat çok daha güzel oluyor inan bana. Tuhaf mı geldi bu dediğim sana? Tuhaf değil, hiç değil. “İNSAN” denilen egolu varlığa sakın bel bağlama. Bunun bilinciyle yaşarsan inan daha özgür vedaha mutlu olursun fazla da üzülmezsin olana. Sen belki buna “vurdumduymazlık” diyeceksin ama ben “özgürleşmek” diyorum. Hani şu sıkı sıkıya tutunduğun, savunduğun bazı kelimeler var ya mesela “çabalamak” kelimesi… hani ne kadar çok çabalarsan o kadar değerli olacağını sanıyorsun ya…hani gereğinden fazla anlam yüklediğin o kelime var ya aslında çok da anlamlı bir kelime değil. Herkes için çabalamak anlamsızlaştırır o kelimeyi. Seni de çok yorar, tüketir. Herkes için çabalama. Korkma, bu insan olmadığın ya da insanlığının, değerlerinin olmadığı anlamına gelmez. Tam tersine değerlerinin olduğu anlamına gelir. Sen yolunda yürü. Hiç sapmadan, yüreğinden, seni sen yapan şeylerden ödün vermeden sağa, sola, arkaya bakarak değil sadece ama sadece önüne bakarak yürü. Seninle yürümek isteyen zaten senin koluna girer beraber yürürsünüz o yolu, istemeyen kolundan da yolundan da çıkar. İşte o koluna girip yolu beraber yürümek isteyen, yürüyen için çabala ona sahip çık, sıkı sıkı sarıl ama onun da bir gün gidebileceğini yine de unutma.
  • Onun olduğu gibi olma hakkına saygı duy. Onu değiştirmeye çalışman senin bencil beklentilerinden başka bir şey değil. Onu değiştirmek yerine kendini geliştir, enerjini bunun için harca. Bir canavardan prens / prenses yaratmaya çabalamak çok aptalcadır.
  • Emin ol ne şansız ne de kurban falan değilsin, kimse değil. Kurban rolünü seçtin. Sen, evet sen seçtin. Kurban olduğun, kaderinin böyle yazıldığı fikrine saplanarak kurban rolüne bürünmeyi sen seçtin. Biliyor musun, kendini değiştirmeye başlayarak her şeyi değiştirebilirsin. Nereden, nasıl başlayacağını bilmeyenlere basit bir başlangıç olumlaması vereyim; – Olanı olduğu gibi bırakıyorum şu saniyeden itibaren artık acı ve mutsuzluk çekmeyeceğim. Her günüm güzellik, mutluluk ve sağlık dolu. – İlk önce etrafına bilinçli bir farkındalıkla bak. Bedenini bilinçli farkındalıkla hisset. Sonra dışarıya bir göz at. Dışarıdakileri fark et. Bedenini olabildiği kadar dikleştir ve başını olabildiğince dik tutup gözlerini kapat  tekrarlamaya başla. Yürürken, yemek yerken – yaparken, duş alırken vs. kısaca olabildiğince her fırsatta içinden sık sık tekrarla. Bir gün boyuncs sadece 24 saat için dene. Enerjindeki değişimi gördüğünde 24 saati sen kendin arttıracaksın 🙂 Zihnin sana “saçmalama, kendini kandırıyorsun vs.” diyecektir çok kez. Onu duyma sen tekrarlamaya devam et. Bir süre sonra susacak ve olumlamanın enerjisi baskın gelecek. İşte dönüşüm buradan itibaren başlayacak. Hadi bakalım başla, ben minik bir anahtar verdim sana yolu kimse senin için yürüyemez yürüyecek olan sensin kapıyı açacak olan da senin istikrarın 🙂 Bence dene ve vazgeçme! Şunu da unutma; bir kere yolu tek başına yürüyüp kapıyı açabilenler her daim her şeyi değiştirme gücünü de bulurlar.
  • İlişkilerde özellikle de ikili ilişkilerde bir insanı yaptıklarından dolayı övmek onu manipüle etmektir. Kişi övgü aldığı için ve de karşı tarafın hoşuna gittiğini bildiği için övülen davranışlar tekrarlanmaya başlar. Kişi kendi davranışlarıyla manipüle edilmiş karşı tarafta kişiyi kendi davranışları yoluyla yönetmeye başlamıştır. Övmek özgüveni yerine getirmek için kullanılan bir dinamik ya da motivasyon şekli olarak görünse de tehlikeli bir durum ortaya çıkarabilir. Kişinin kendisinin kendisiyle gurur duymasını sağlamak gerçek ve kalıcı motivasyondur. Bunun yolu da övgü değil kişi iyi bir şey yaptığında kişiye çevresindekilere – hayatına olan yansımasını fark ettirmektir. Onun davranışlarının sonuçlarıyla kendisinin yüzleşmesi kendisini fark ettirir.
  • Onu değiştirme çaban senin kendi içindeki boşlukları onun üzerinden doldurma çabandan başka bir şey değil. Kendi içsel boşluklarıyla yüzleşemeyenler bir başkasına odaklanır. ”Başka” kavramı daima odak noktası olur. Başkası ya da başka şeyler değişirse mutlu olacağına kendini inandırır. Şayet başkasının değişimini sağlayabilirse de kendini başarı elde etmiş sayar. Kendi içsel boşluklarını dolduramayıp kendini var edemeyenler başkaları üzerinden kendilerini kandırarak kendilerini daha da yok ederler. Kendi var oluşunu kendisi yaratabilmiş, içsel boşluklarını tanımlayıp doldurabilmiş insan(lar) bu bencilliği fark eder ve gider, fark etmeyip bu bencilliğe alet olanlar birbirlerini yok etmeye devam ederler. Kendi boşluklarını doldurmadığın sürece hep hayal kırıklığına uğramaya mahkumsun.
  • Kendini ne zaman seni mutsuz hissettiren bir şeyin içinde hissetsen kendine şunu sor; Ben bunu mu hak ediyorum? Cevap “evet” geliyorsa kendine biçtiğin değeri sorgula, cevap “hayır” geliyorsa durumu değiştirmek için ne yaptığını.
  • “Kaçan kovalanır” klişesini artık bir rafa kaldırsan…Kaçarak kovalamaya teşvik edeceğin o adamın / o kadının kovalamaya niyeti yoksa kaçtığınla kalabilirsin. Onunla güzel olanı yaşayabileceğine inanıyorsan güzel olanı yaşamak istiyorsan onun seni yakalamasına fırsat vermelisin. “Beni gerçekten seviyor mu?” diye sorgularken kendini de “ben sevmeyi becerebiliyor muyum?” diye sorgulamalısın. 
  • Mükemmel olduğunu düşünen insanda alçakgönüllülük arama.
  • İleriye bakmaya niyeti olanın geçmişle – geçmiştekilerle işi olmaz.
  • Hani sen dersin ya hep, “bana kötü gün dostu lazım”… Bana iyi gün dostu lazım. Dostlarını kötü günde değil, mutlu gününde tanırsın. Kötü günde sana acıyarak bakanlar, seninle ağlayanlar çok olur, “vah vah” maskesini  takmak da taşımak da çok kolaydır ama “yuuppy” maskesini takmak ve taşımak çok zordur. Bir insanın mutluluğunu paylaşmak erdem gerektirir. Şayet mutluluğunu paylaşan tüm benliğiyle, içten paylaşmıyorsa tutmaz o “yuppy” maskesi bir süre sonra düşer. Neden biliyor musun? Hiçbir insan kötü günde “neden ben değilim?” diye sormaz kendine ama senin mutluluğunda erdem sahibi olmayan sahte kalpler ve yüzler “neden ben değilim?” diye sorar kendine ve o maske düşer. Senin mutluluğunu gerçekten paylaşabilen erdemli yürekler kötü gününe de zaten koşa koşa gelirler.
  • Ruhun senin mutfağın.
  • Nasıl yüzleşeceğimi bilmiyorum. Yaşarken yüzleşiyorum.
  • Bazıları acı karşısında yıkılır bazıları bilge insan olur.
  • Dünü değil, yarını değil. Dün gitti, bitti, yarın belki de gelmeyecek. Şimdi, şu an bulunduğun yerde sahip olduklarınla hayatını nasıl güzelleştirebileceğini düşün.
  • Bana yalan söylemen hiç önemli değil. Yalanını önemseyip seninle girdiğim mücadele, yansıttığım öfke benim kendi içsel boşluğumla çatışmam demektir. Anlayacağın sakinliğim aptallığımdan değil, kendimi farkındalığımdan ama senin yalan söylemen kendinden kaçışın. Sen, sıkça yalana başvuranlar nereye kadar kendilerinden kaçacaklar?
  • Kendisi olmayı beceremeyenler hep bir performans sergileme peşinde. Kendini parlatmak için söylenen yalanlar,abartılı samimiyetsiz ilgiler, var olmak için girilen sayısız çıkar ilişkileri, takdir görmek, tercih edilen, vazgeçilmez olmak için gücünü kredi kartlarından alan adamlar, makyajından alan kadınlar, duygusuz sevişmeler…
  • Bak bulut geçiyor. Düşünceler bulutlara benzer. Sen onları zihninde tutmazsan onlara tutunmazsan geçer ve giderler. Seni korkuya, endişeye, mutsuzluğa vb. iten düşüncelerinin geçip gitmesine izin ver. Nasıl mı? İnsan zihinsel olarak gelecek veya geçmişe gittiğinde yoğun duygular yaşar – hisseder. Halbu ki senin olman gereken yer ne geçmiş ne de gelecek. Geçmiş; bitti! Gelecek; belki yok! Senin olman gereken zaman olman gereken yer ŞİMDİ ve BURASI. Zihinsel ve duygusal özgürlük sadece ŞİMDİ’de ve BURADA gerçekleşir. “Ne hissediyorum? diye sor önce kendine. Korku…endişe… panik… mutsuzluk… vb. duygunu dürüstçe tanımla. Sonra “zihinsel olarak nerdeyim?”diye sor. Kendini ya geçmişte ya gelecekte bulacaksın. Ne zaman düşüncelerini, kendini geçmiş veya gelecekte bulursan o an ve gün içinde her fırsatta hatırlat kendine; “Olmam gereken yer ŞİMDİ ve BURASI. ŞİMDİ ve BURASI. ŞİMDİ ve BURASI…”
  • Biliyor musun hayatta her şeyin çözümü var. Seni çok ürküten vazgeçmek, bitirmek gibi eylemler de çözümdür bazen. Mesele çözümsüzlük değil, çözmeyi istememek. Sen neyi çözemeyeceksin?
  • Kişinin verdiği cevaplar sığ, davranışları düşüncesizceyse bu onun derinliğiyle alakalıdır. Bilgi farkındalığı, farkındalık derinliği yaratır. Her insanda derinlik arama, bulamazsın. Bunu hatırladığında kimseye cevapları, davranışları yüzünden kızmazsın.
  • Bir insanın sizinle olması, kalması için verdiklerinize bakın. O insan neden sizinle cevabı bulacaksınız.
  • Çoğu kişinin insanlara verdikleri akıllar, tavsiyeler bilgiye dayalı değil, öğretilmişliklere dayalı.