“Ahlaki çöküntü yaşıyoruz.” diye yakınanlar…
Bu çöküntüye sebep olan siz değilseniz, onlar değilse, yakınanların hiçbiri değilse kim?
Herkes şikâyetçi, kimse sorumluluğu üzerine almıyor. Sanki bu çöküntü gökten indi, ilişkilerimizi görünmez bir el bozdu.
Oysa hepimizin bu tabloda payı var.
“Bireysel sınırlarımı koruyorum.” diyerek duyarsızlaştığınızda, kendinizi korumak adı altında sorumluluktan kaçmaya başladığınızda ahlaki çöküntüye hizmet etmeye başladınız.
“Kimseye karışmam” derken haksızlığa sustunuz.
“Beni ilgilendirmez” derken kötülüğe alan açtınız.
“Devir böyle” diyerek çıkarcılığı normalleştirdiniz.
“Herkes yapıyor” diyerek yanlışınıza kalabalıktan mazeret buldunuz.
“Kalbim temiz” deyip kırdığınız insandan özür dilemediniz.
“Doğruyu söyledim” diyerek kabalığınızı dürüstlük diye pazarladınız.
Yalanı da yalnızca başkalarının söylediğini sandınız. Gerçeği saklayınca “Her şeyi söylemek zorunda değilim”, sözünüzü tutmayınca “Şartlar değişti”, insanları oyalayınca “Kırılmasınlar diye sustum” dediniz.
İnsanların yüzlerine başka, arkalarından başka konuştunuz; sonra “Kimseye güvenilmiyor” diye yakındınız.
Güven bir anda yok olmadı. Tutulmayan her sözle, gizlenen her niyetle, çarpıtılan her gerçekle biraz daha aşındı. “Beyaz yalan” diyerek vicdanınızı rahatlattınız ama bazı yalanların rengi beyaz olsa da bıraktığı leke kapkaraydı.

Bir de “Engelle”tuşuna basmayı keşfettiniz.
Hakaret, taciz ve tehdit karşısında engellemek elbette sınır koymaktır. Fakat siz yalnızca kötülüğü değil; yüzleşmeyi ve işinize gelmeyen gerçeği de engellediniz.
Kırdığınız insan açıklama isteyince engellediniz…
Verdiğiniz söz hatırlatılınca engellediniz…
Yalanınız ortaya çıkınca engellediniz…
Sonra da adına “Bana iyi gelmiyor, enerjimi, huzurumu koruyorum” dediniz.
Konuşmak yerine engelledikçe, özür dilemek yerine yok saydıkça kibriniz büyüdü.
Ardından “İnsanlık ölmüş” dediniz.
İnsanlık bir anda ölmedi, ahlaki çöküntü bir anda meydana çıkmadı.
Her “Beni ilgilendirmez” dediğimizde biraz eksildi. Susmamamız gereken yerde sustuğumuzda, işimize gelen yalanı mazur gördüğümüzde, haksızlığı görmezden geldiğimizde ve yüzleşmek yerine insanları hayatımızdan sildiğimizde biraz daha çöktü.
Ahlaki çöküntü yalnızca büyük kötülüklerle oluşmaz; küçük duyarsızlıkların, günlük ikiyüzlülüklerin ve sürekli başkasına yüklenen sorumlulukların birikmesiyle oluşur.
Bu yüzden asıl soru; “Kim bozdu?” değildir.
Asıl soru şudur:
Ben neyi, kimleri görmezden geldim?
Kimleri yok saydım?
Nerede sustum?
Hangi yalanı işime geldiği için kullandım?
Hangi sorumluluktan “sınırlarım” diyerek kaçtım?
Toplum dediğiniz uzakta yaşayan birtakım insanlar değildir. “İlişki” denilen bağları kuran da…
Sizsiniz, benim, biziz.
Herkes aynaya bakmak yerine pencereden başkasını seyretmeye devam ederse bu çöküntünün faili bulunamaz.
Belki de fail sürekli başkasını gösteren parmakların arkasında saklanıyordur.
Ayça Akın
aycaakin.com | mindform.com.tr
