Bazı insanlar hayatına girer, bir şey başlar; umut, bağ, yakınlık, tensel çekim… Sen orada gerçekten varsındır. Duyarsın, hissedersin, duygusal yatırım yaparsın. Ama sonra bir şey olur. Bir tartışma, bir kırılma, bir mesafe… o kişi bazen yavaş yavaş bazen de birden geri çekilir. Sessizlik başlar, iletişim kopar.
Sen yine aynı yerde kalırsın ama şunu sorarsın;
“Ben buradaydım. Peki o nereye gitti?”
Bir noktadan sonra şu cümleyi tekrar etmeye başlarsın;
“Ben değer/önem veriyorum ama karşılığını alamıyorum.”
Bu tekrar ettikçe bazı inançlar sessizce oluşmaya başlar;
“Demek ki ben değer verilecek biri değilim.”
“Demek ki ben tercih edilecek biri değilim.”
“Demek ki ben çabaya değer biri değilim.”
Bu nokta tehlikeli bir yerdir. Çünkü artık mesele sadece yaşanan ilişki değil ya da o kişi değildir, senin kendine bakışın haline gelmiştir.
DUYGUSAL KAPASİTE NEDİR ?
Duygusal kapasite bir insanın,
- Zor duygularla başedebilme
- İletişimi sürdürebilme
- Çatışmayı yönetebilme
- Bağ içinde kalabilme becerisidir.
Bazı insanlar potansiyel değil, kapasite taşır. Potansiyel ile kapasite çoğu insanın birbirine karıştırdığı aslında hayat kalitesini belirleyen iki kritik kavramdır.
Potansiyel, bir insanın olabileceği şeydir.
Kapasite, şu an olduğu ve taşıyabildiği şeydir.
Birinin potansiyeli çok yüksek olabilir; zeki olabilir, farkındalığı olabilir, derin düşünebilir, dönüşüm isteği bile olabilir. Ama kapasitesi düşükse o potansiyeli hayata geçiremez, sürdüremez ve taşıyamaz.
Beznetme yaparak açıklarsam; potansiyel “ışık” gibidir, kapasite ise o ışığı taşıyan “devre sistemi.” Devre zayıfsa ışık ya yanıp söner ya da tamamen söner.
Bazı insanlar duygusal olarak açık değildir. Zor anlarda geri çekilirler. Yüzleşmek yerine kaçarlar.
Sen böyle birine yatırım yaptıkça görünmeyen bir dengesizlik kurulur. Onlar daha çok uzaklaşır. Sen daha çok kalırsın daha çok kırılırsın.
DÖNGÜ NASIL OLUŞUR?
Bu tür ilişkilerde süreç neredeyse hep aynı ilerler;
Sen kalıyorsun → onlar gidiyor
Sen konuşmak istiyorsun → onlar susuyor
Sen bağ kuruyorsun → onlar duyarsız
Ve her seferinde aynı noktaya dönüyor aynı soruyu soruyorsun;
“Yine mi…”
Bu “yine mi” aslında o kişiye değil, hayatında tekrar eden bir hikâyeye söylenir.
NEDEN HEP AYNI İNSANLAR?
Bu noktada çoğu insan kendine şunları sorar:
“Benim emeklerimin, sevgimin değeri neden bilinmiyor?”
“Ben neden yeterli gelmiyorum?”
Gerçek şu ki, mesele yeterlilik ya da değer değil. Mesele çoğu zaman farkında olmadan duygusal kapasitesi sınırlı insanlara yatırım yapıyor olmak.
Zihin tanıdık olana yönelir. Geçmişte öğrenilmiş bir ilişki hissi varsa (beklemek, yarım kalmak, görülmemek, karşılık alamamak) bu his tanıdık gelir. Zihin tanıdığı şeyi güvenli zanneder. Bu yüzden başta her şey normal hatta çekici görünür, ama derinlik gerektiren ilk anda gerçek ortaya çıkar.
EN BÜYÜK YANILGI
Çoğu ilişkide en sık düşülen tuzak şudur;
“Biraz daha sabredersem, biraz daha ilgi/sevgi gösterirsem, çabalarsam değişir.”
İlişkilerde insanlar birine bakıp onun potansiyeline âşık oluyor, ama yaşadıkları şey o kişinin kapasitesi.
Yüzleşilmesi cesaret isteyen gerçek ise şudur;
Birinin duygusal kapasitesi senin çabanla büyümez.
Sen ne kadar açık olursan ol, ne kadar net iletişim kurarsan kur, karşındaki kişi kendi sınırları kadar gelebilir.
Ve bazen o sınır sana yetmez.
GERÇEK PROBLEM NEREDE?
Sorun, duygusal kapasitesi düşük insanlara yatırım yapman.
Bu cümle sert gelebilir, ama özgürleştiricidir.
Sorun senin fazla olman değil. Senin derinliğin bir olumsuzluk değil. Senin bağ kurabilme kapasiten bir zayıflık değil ama yanlış insanın yanında bu özellikler yara olur. Doğru insanın yanında ise güven olur, bağ olur, süreklilik olur. En önemlisi de sen kendini “yarım” değil, “tam” hissedersin.
Bu farkındalık geldiğinde artık kendine şu soruları sormaya başlarsın;
“Ben neden bana yetemeyecek birine yetmeye çalışıyorum?”
“Ben neden duygusal kapasitesi düşük insanlara yatırım yapıyorum?”
DÖNGÜ NASIL KIRILIR?
Döngü doğru insanı bulduğunda değil yanlış olanı fark ettiğinde orada kalmamayı seçtiğinde kırılır.
Biri;
- İletişimi kesiyorsa
- Zor anlarda yok oluyorsa
- Seni belirsizlikte bırakıyorsa
bunu normalleştirmek yerine şunu diyebildiğinde döngü kırılmaya başlar.
“Ben bunu tanıyorum. Ve artık bunu seçmiyorum.”
Bu kolay değildir. Çünkü kalp bağ kurmak ister ama dönüşüm bu cesareti gösterebildiğinde başlar.
Belki de artık mesele şu değil; “Kim beni seçecek?”
Belki de artık asıl mesele şu; “Ben kimi seçiyorum?”
Bu kez seni görmeyeni değil, görebileni seçmek…
“Ben bu insanın ne olabileceğine mi yatırım yapıyorum, yoksa şu an gerçekten ne olduğuna mı?” sorusunu sormak…
Bu yazıyı okurken içinden geçen şey şu olduysa; “Bu benim hikâyem…”
Şunu seçme zamanı gelmiştir;
Artık daha çok çaba değil, daha doğru yatırım.
Sevgiler,
Ayça Akın
aycaakin.om | minform.com.tr
