Hiç otobüste camdan dışarı bakarken, kulaklığında şarkı çalarken birden “Ben ne yapıyorum hayatımda?” diye düşündüğün oldu mu? Ya da sabah kahveni içerken, telefonuna bakmadan önce şöyle bir durup, içinden; “Bugün gerçekten istediğim şeyleri mi yapacağım, yoksa sadece akışa mı kapılacağım?” diye geçirdiğin… Cevabın evet ise tam o an, farkında olmadan solosofist olmuş oluyorsun.
Solosofistlik havalı bir ünvan değil. Kendi kendine düşünme, kendi kendine sorgulama hâli. Başkasıyla tartışmadan, bir felsefe kitabı açmadan, hayat(ın) ve kendi üzerine düşünmek…
Solosofi, insanın tek başına kendi zihninde ya da kendi kendine yürüttüğü bir düşünce etkinliği olarak tanımlanabilir. Yani başkasının fikirleriyle değil kendi yoğurduğun, sessiz bir felsefe pratiği.
Solo (tek başına) ve sophia (bilgelik). Bir araya geldiklerinde insanın yalnızlıkla bilgelik arasındaki ince köprüsü.
Günlük Hayatta Solosofist Olmak
Bazen otobüste camdan dışarı bakarken bazen gece uykudan önce tavana bakıp düşünürken aslında bazılarımız “solosofist” anlar yaşıyor.
– “İşim, ilişkilerim, seçimlerim nereye gidiyor?”
– “Bütün bunların amacı ne?”
Bu sorular yüksek sesle sorulmaz, tartışma ortamına taşınmaz. Bir iç diyalog olarak kalır. Zihnimizde döner durur. İşte bu gündelik hayatta basit ama çok güçlü bir solosofist pratiğidir.
Felsefede hep “ötekiyle” düşünme ön planda tutulur. Platon’un diyalogları, Aristo’nun tartışmaları, Descartes’ın metodik şüpheleri… Ama aslında bütün bu düşünce tarihinin kalbinde yalnız başına düşünme var. Descartes’ın “Cogito ergo sum” (Düşünüyorum, öyleyse varım) çıkışı tam da bir solosofistin mırıldanmasıdır.
Solosofistlik, insanın kendisiyle hesaplaşma cesareti. Başkasının bakışından azade bir şekilde kendi varoluşunu kendi zihninde tartma hâli.
Solosofistler tek başına kalabilmenin, kendinle konuşabilmenin inceliğini hatırlatıyor. Yalnız düşünmenin değerini, gündelik yaşamda kendi iç sesimizi dinlemenin gerekliliğini, felsefi olarak da insanın varoluşla olan diyaloğunu gösteriyor.
Bazen en samimi, en dürüst sohbet kimse duymadan kendi zihnimizde yaptığımız sohbet oluyor.
Bence solosofistlik kendi kendimize fısıldadığımız şu soruyla başlıyor:
“Benim yolum gerçekten benim yolum mu?”
- Yolda yürürken birdenbire “Acaba ben doğru yerde miyim?” diye kafana takılması.
- Kalabalık bir ortamda herkes gülerken senin aklının başka sorulara takılıp kalması.
- Gece yatağa uzandığında, gözlerini kapatmadan önce iç sesinin sana “Peki sen ne istiyorsun?” diye fısıldaması.
Bunların hepsi bir solosofistin gündelik pratikleri olabilir.
Şimdi kendine sor:
- Kararlarını verirken sadece başkalarının fikirlerine mi yaslanıyorsun, yoksa kendi iç sesini dinlediğin oluyor mu?
- Yalnız kaldığında telefonuna sarılmadan durabiliyor musun, yoksa sessizliğin ağırlığı seni korkutuyor mu?
- İçinde sana hep sorular soran, bazen de rahatsız eden bir “ben” var mı?
Eğer bunlara “evet” diyorsan, belki sen de küçük bir solosofistsin.
Solosofist olmak, sürekli ağır felsefe yapmak değil. Daha çok kendi hayatının köşelerinde durup düşünmek. Kendine dürüst olabilmek. Biraz sessizlik, biraz cesaret, biraz da merak gerekiyor.
Başkalarıyla konuşmadan önce, kendinle konuşmayı göze alabiliyor musun?
Solosofistlik mi, Aşırı Düşünme mi? (Overthinking)
Hepimizin kafasının içinde dönen cümleler var. Ama o cümleler her zaman aynı şeyden doğmuyor. Bazen bizi boğan bir girdap oluyor bazen de bize ışık tutan bir fener. İşte burada solosofistlik ile overthinking birbirinden ayrılıyor.
Overthinking: Aynı Çemberin İçinde Dönüp Durmak
Overthinking, yani aşırı düşünme genellikle endişeden beslenir.
- “Ya yanlış yaptıysam?”
- “İnsanlar ne der?”
- “Ya olmazsa?”
Bu düşünceler bir çözüm üretmez aksine seni kilitler. Uykusuz bırakan, midene taş gibi oturan, seni hareketsiz kılan bir hâl. Aynı filmi tekrar tekrar izlemek gibi… Sonunda yeni bir sahne çıkmıyor.
Solosofistlik ise meraktan doğar.
- “Ben neden böyle hissediyorum?”
- “Hayatımda gerçekten değer verdiğim şey ne?”
- “Bu yolda yürümek bana ne öğretiyor?”
Burada amaç kaygıyı büyütmek değil, kendini anlamak. Çıkışsız bir döngü değil, yeni yollar açan bir iç sohbet. Kendi kendine felsefi bir kahve molası gibi.
Günlük Hayattan Bir Örnek
- Overthinking: Patronunun suratına bakıp, “Acaba bana mı kızgın? Niye öyle dedi? Ben mi hata yaptım? Off kesin işten atılacağım…” diye gününü mahvetmek.
- Solosofistlik: Aynı durumda “Biri bana kızdığında neden bu kadar sarsılıyorum? Onaylanma ihtiyacım nereden geliyor?” diye kendini sorgulamak.
Birinde kaygının esirisin, diğerinde ise içgörünün yolcususun.
Sen Hangisine Daha Yakınsın?
Şimdi kendine şunu sor:
- Kendi kendime düşünürken içim daralıyor mu, yoksa kendimi biraz daha iyi tanıyor muyum?
- Düşüncelerim beni kısır döngüye mi sokuyor, yoksa ufak da olsa bir farkındalık mı yaratıyor?
Eğer düşüncelerin seni tüketiyorsa, bu daha çok overthinking. Ama düşüncelerin seni besliyorsa o zaman içindeki solosofist devreye giriyor.
Yani fark şu: Overthinking seni yorar, solosofistlik seni büyütür.
Çok fazla içine kapanmak, kendini dar bir yankı odasında sıkıştırabilir. O yüzden solosofist olmak biraz da ip cambazlığı. Hem yalnızlığın veriminden faydalanmak hem de dünyadan kopmamak gerekiyor.
Hepimizin içinde küçük bir solosofist var. Kimimiz onu susturuyor, kimimiz dinliyor, kimimiz de onunla sabaha kadar kahve eşliğinde sohbet ediyor.
Sevgiler,
Ayça Akın
aycaakin.com | mindform.com.tr
