Kin Beslemek Bir Sanattır: Tebrikler, Şampiyonsunuz!
Kin tutmak kolay iş değil. Herkesin harcı da değil. Onu yıllarca kalbinde diri tutmak, her hatırladığında sinir sistemini ayaklandırmak, her yeni günün enerjisini geçmişle hiç etmek…
Vallahi büyük emek! Öyle bir uğraş ki… Saygı duyuyorum.
En Büyük Kini Sen Besledin!
Düşününce… Seninki öyle sıradan bir öfke değil. Akademik düzeyde adeta. Kimi unutur geçer, kimi yoluna bakar… Sen öyle misin? Asla!
Sen her detayı hatırlarsın. Kim ne demişti, hangi mimikle bakmıştı, arka planda hangi şarkı çalıyordu? Ezbere bilirsin. Beynin bir tür hafıza laboratuvarı.
Bilimsel olarak da açıklanabilir bu durum. Beyin aynı olayı tekrar tekrar düşündüğünde onu ilk yaşandığı andaki duygularla yeniden işler. Yani sen geçmişteki o anı her hatırlayışında taze tutuyorsun. Geçmişi bırakmak sadece duygusal bir öneri değil, nörolojik bir gereklilik aslında. Yani sen o sahneyi her döndürdüğünde bedenin gerçek zamanlı olarak stresleniyor. Kin, sadece hatıra değil bedeninle tekrarladığın bir travmadır.
En Güzel Haddi Sen Bildirdin!
Birilerine haddini bildirince bir hafifleme geliyor ya, o geçici huzur seni büyülüyor. İçten içe bir alkış bekliyorsun. Ne yazık ki çoğu zaman kimse fark etmiyor ama olsun, sen zaten kendi madalyanı kendin takacak kadar kendine yetersin. Belki bir gün “Kinli Ruhlar Derneği” kurulursa, seni başkan yaparlar. Hakkındır.
Kendini ifade etmek elbette önemli. Ama eğer her sınır koyma bir güç gösterisine dönüşüyorsa orada artık kendini değil egonu koruyor olabilirsin. Farkında olmadan “öfke = saygınlık” formülünü benimsemiş olabilirsin. Oysa gerçek güç gerekmedikçe kullanmadığın güçtür.
Burada bir de devreye bir başka sessiz oyuncu giriyor: Gurur
Gurur sana der ki: “Sen bekle, o gelsin. O arasın, o yazsın…”
Sen de beklersin. Günler, haftalar, mevsimler… Karşı taraf hayatına devam eder. Sen gururunla birliktesin. Ona sımsıkı tutunmuşsun. Çünkü zayıf görünmek istemiyorsun.
Bazen içten bir temas tüm o duvarları saniyeler içinde yıkabilir. Ama ne yazık ki gurur, en ağır yalnızlığı en haklı hissettiren şekilde süsler.
Aylarca Küs Kalmayı Başaranlara da Selam Olsun!
Şimdi burada bir alkış da “küs kalma maratoncuları” için gelsin. Senin dayanıklılığın efsane. Aylarca, hatta yıllarca konuşmadan durabiliyorsun. O “bana yazarsa belki konuşurum ya da süründürürüm” çizgisinde öylece duranlar… Onlara yazılmadıkça yazmayan, görüşmedikçe görüşmeyen, her adımı gurur filtresinden geçiren duygusal maratoncular.
Hani “duvar ördü” derler ya, siz adeta Çin Seddi.
Ama şunu unutmayın; uzun süreli küslüklerde beden savaş modunda kalır. Kalp atışı hızlanır, kortizol seviyesi yüksektir, uyku kalitesi düşer. Birine küsmek o kişiye ceza değil, senin sinir sistemine sürekli yük bindirmek demek. Kime küstün bilinmez ama vücudun sana trip atmaktan vazgeçmez, haberin olsun.
Dürüst ol; bazen neden küstüğünü bile hatırlamıyorsun. Ama dönmek de olmaz. Çünkü ilk adımı atan kaybeder. Gurur uğruna iletişim çöpe, kalp bağlantıları rafa kalkıyor. Halbuki çoğu zaman o ilk adım zayıflık değil, duygusal olgunluktur. Ama senin için bu, “karakter kaybı” gibi hissediliyor olabilir. Anlıyorum… Duvardan duvara empati.
Bedenin bu küslüğü sessizce kaydediyor. Sistem hep tetikte, stres hep fonda…
“Ben konuşmam, ben unutmam” dediğinde aslında bedenin de unutmuyor. Uyku kaliten, bağışıklığın, hatta yüzündeki ifade bile etkileniyor. Görünüşte güçlü duruş içeride sessiz bir yangına dönüşüyor.
Kin Tutmak, Ruhsal Gelişimde Tersine Yolculuktur
Kin, nefret gibi olumsuz duygular insanı zehirler. Ama sen buna “ruhsal fermentasyon” diyorsun galiba. Ne kadar uzun bekletilirse o kadar keskin oluyor çünkü.
Ancak bilinçli farkındalık der ki:
“Geçmişe saplanmak şimdiyi zehirler.”
Kin geçmişin duygusal kamburudur. Ne kadar taşır, ne kadar içselleştirirsen o kadar çöker ruhuna.
Bazen içe dön, sor kendine:
Bu yükle nereye kadar?
Gerçekten hak etti mi bu kadar yer kaplamayı zihnimde ve hayatımda?
Gerçekten buna hâlâ ihtiyacım var mı?
Affetmek demiyorum. O kelime çok yukarıdan konuşur, üstünlük, kibir kokar. Benim demek istediğim daha sade; Serbest bırak, gitsin.
İçinde tuttuğun öfkeyi, kırgınlıklarını, yarım kalmış cümleleri… Tutmayı bırak. Artık taşımana gerek yok. Sürekli sıktığın o duygusal yumruğu gevşet.
Belki bir gün kafanın içinde dönüp duran seslerin biraz yavaşlamasını, yüreğinin yük olmadan atmasını istersin.
Ve işte o an kaybetmek değil, kendine geri dönmektir.
“Bırakmak” zayıflık değil, kendini onarmanın en cesur yoludur.
Ama yok, sen o seviyeyi aşalı çok oldu. Kinle barıştın. Onu benimsedin. Öfkenle bir ekip oldunuz. Gururun en iyi pusulan.
Size mutluluklar diliyorum. Birbirinizi hiç bırakmayın. 🏅
Sevgiler,
Ayça Akın
aycaakin.com | mindform.com.tr
