BELKİ DE BU ZİNCİRDE EN MASUMLAR “METRES” DEDİĞİNİZ BEKAR KADINLARDIR…

22 Mart 2020 Pazar günü Atv’de yayınlanan “Gel Dese Aşk” dizisinde böyle bir sahne vardı. Dizinin günümüzün kadın ve erkek modellerini, ilişkilerini gözler önüne sermesi açısından cesur, başarılı sosyolojik bir dizi olduğunu düşünsem de dizi hakkında yazmayacağım.

Ben ilişkiler konusundaki çelişkilerimizi, ne kadar anlam karmaşası içinde olduğumuzu ve yüzleşemediğimiz, kabul edemediğimiz gerçekleri yazacağım.

Aldatmak…Şayet aldatmak bir hata ise tek taraflı olmayan, iki kişi ile gerçekleşen bir hata.

Yani aldatmanın içinde “kadın” olduğu kadar “erkek” de var.

İstisnalar elbette ki kaideyi bozmaz ama genelde erkek aldatıldığında hırsını, öfkesini eşine/partnerine yansıtıyor. Bu hatanın hesabını eşiyle/partneriyle görüyor.

Ama kadın aldatıldığında aldatan adamı, o kadının yani “ikinci kadın”, ”metres” diye adlandırılan kadının elinden kurtarmaya çabalayıp, hesabı o ikinci kadın ile görüyor.

Bu konunun konuşulması gereken çok boyutu var ama ben şimdilik kendimce en önemli gördüğüm iki boyutunu konuşacağım.

NEDEN ORTAK YAPILAN HATADA AŞAĞILANAN HEP KADINLAR?

Hakaret edilen, aşağılanan, taciz edilen “ikinci kadın”, “metres” vb. yaftalananlar kadınlar ama geri alınmaya, kazanılmaya çalışılanlar hatta affedilenler o aldatmaya, o hataya ortak olan adamlar!

Ev sahibi suçlu da, hırsızın hiç mi suçu yok?

Bir erkeğe imzayı attırınca nikah cüzdanı ile birlikte ortada hata da olsa her türlü konuşma, aşağılama, saldırma hakkı da mı verilmiş oluyor kadınlara?

Elinizdeki nikah cüzdanı…Ondan mı alıyorsunuz bu hadsiz cesareti?

Kabul edin ya da etmeyin hata da yapmış olsalar onlar da sizin gibi, benim gibi “kadın”.

Kaldı ki bu kadınlar bekar (bekar kadınlar için söylüyorum) kimseye hesap verme gibi bir zorunlulukları kanun önünde bile yok. Çünkü kimseye kanun önünde verdikleri bir söz, imzaladıkları bir sadakat akitleri yok. “İkinci kadın”, “metres” vb. diye yaftaladığınız bekar kadınlar evlilik birliğinin taraflarından biri değil. Bağımsız bireyler. Hesapları sadece kendilerine ahlaki ve vicdani. Yani ev içi, aile sınırları aşılmadıkça, aileye, eşe taciz vb. yoksa aldatılan eşin şikayet etme hakkı bile yok ama onların sizi tacizden, hakaretten şikayet etme hakları var.

Bununla ilgili 2018’de yayınlanan kararın haber linkini buraya bırakıyorum.

Evli insanların yasa önünde de sorumlulukları var! Çünkü evli kişiler evlendiklerinde yani o imzayı attıklarında bir akite de imza atmış oluyorlar; sadakat aktine.

Yani aslında muhatap olmanız, hesap soracaksanız sormanız gereken kişi o kadınlar değil, “eş” konumunda olanlar. Hesap sormanın da yolu kendi kanunlarını işletmek değildir, Türkiye Cumhuriyeti kanunlarının her insana tanıdığı yasal hakları kullanarak olur, boşanmak da bir yasal haktır.

Ayrıca adamın parası için aldatıldığını bile bile o ilişkiye devam eden ama günah keçisi olarak diğer kadını ilan ederek onunla hesaplaşıp bunun da adına “fedakarlık” ya da “mücadele etmek” diyenleri de konuşmamız gerekmez mi?

Psikiyatrist olan Neval El Seddavi, Sıfır Noktasındaki Kadın adlı kitabında şöyle der;

“Erkeklerin kadınları bedenlerini satmaya zorladıklarını, en az para ödenen bedenin de eşlerinin bedeni olduğunu biliyordum. Bütün kadınlar öyle ya da böyle fahişeydiler. Ben akıllı olduğum için köle eş olmak yerine özgür bir fahişe olmayı yeğlemiştim.”

Üzerine düşünülmesi gereken, derin anlamları olan sosyolojik, felsefik bir paragraf.

Belki de aldatma ya da aldatılma denilen bu zincirde en masumlar o “metres” dediğiniz bekar kadınlardır, ne dersiniz?

“ŞİDDDETE HAYIR” DERKEN NE KADAR SAMİMİYİZ?

Bu sahneyi kendi düşüncelerimi yazarak sosyal medya hesaplarımda paylaştım ve şu soruyu sordum;

“Olan yanlış veya doğru…Evli kadınlar “kadın” da bu kadınlar “kadın” değil mi? Bu denli(!) aşağılanmayı hak ediyorlar mı?”

Gelen yorumlar beni dehşete düşürdü. Yorumların çoğu hemcinslerimden geldi ve yazılanlar hep aynı; “hak ediyorlar!”

Her canlı yaptığı her eylemi bir inaç sonucunda yapar. İnandığı şey doğru veya yanlıştır o tartışılır tabii ki ama sonuçta onu o yaptığı eyleme iten inandığı düşüncedir.

Hemcinslerimin şu sahnedeki hata yapmış olsa da bu ve bu durumdaki hemcinsleri için “hak ediyor(lar)” demeleri de aşağılamayı, şiddeti tasvip ettikleri anlamına geliyor. Onların da “Hak ediyor(lar)” demeleri inançtan geliyor, hak ettiklerine inanıyorlar.

Şimdi ön yargılarınızı birkaç dakikalığına bırakın, tabloya bir de tersten bakalım.

Bu mantıktan yola çıkarsak o zaman bir erkek de bir kadına fiziksel ya da psikolojik şiddet uyguladığında “hak etti” veya “hak ediyor” inancıyla yapıyor.

Peki, şimdi farkımız nerede?

İşte kısır döngü tam da bu noktada başlıyor!

Kadınlar kendi hemcinsleri hata dahi yapmış olsalar “hak ediyor” deyip, erkekler de aynı şekilde “hak ediyor” inancıyla kendi dilleriyle birilerine göz dağı, ayar vermeye kalkarsa biz daha çok “ŞİDDETE HAYIR” diye bağıracağız demektir.

Bu tutarsızlığın içinde başta kadınlar olarak “ŞİDDETE HAYIR” bağırışlarımız ne kadar samimi o zaman?

Sevgiler,
Instagram | Twitter | Youtube